İstanbul Hatırası

 

istanbul hatırası

Ahmet Ümit’in bu güzel kitabını yaklaşık 1 ay önce okumaya başladım. Daha ilk sayfalardan itibaren beni etkisine aldı, kitabın tamamını azalmayan bir ilgi ve merakla okudum.  Peki o zaman niye koca bir ay sürdü kitabı bitirmen diyebilirsiniz ve haklısınız da. Tatile çıkarken boyutu nedeniyle kitabı yanıma alamayınca (530 sayfa) bitmesi de maalesef tatil dönüşüne kaldı.

Kitabın konusu klasik bir polisiye gibi görünüyor.  Katillerin “nasıl” öldürdüğünü biliyoruz, “nasıl insanları” öldürdüğünü biliyoruz, öldürdükten sonra onları törensel bir görüntüyle yerleştirdiğini biliyoruz, hatta kitap boyunca kaç kişinin katiller tarafından öldürüleceğini bile biliyoruz. Ama katillerin kim olduğunu bir türlü bulamıyor, birşeyler anlatmaya çalıştıklarını bilsek de tam olarak neyi kastettiklerini ve cinayetlerin gerçek sebebini bir türlü bulamıyoruz…

Ahmet Ümit kitap boyunca verdiği ipuçlarına rağmen merak dozunu neredeyse hiç düşürmemiş. Katilleri açıklanmadan önce bulmak mümkün evet  ama çoğu kişinin de o ipucu anını kaçırabileceğini düşünüyorum. Nevzat’ın şüphelenmeye başladığı zamana kadar çoğu kişi katilleri fark edemeyecektir diye düşünüyorum.

Kitabın bence  en güzel yanı ve en büyük şansı İstanbul’un binlerce yıllık muhteşem tarihi… O tarihten beslenerek ve tarihi yapıları hikeyeleriyle bir masal gibi anlatarak ilerliyor hikaye. Kendi adıma İstanbul’un tarihden bihaber olmanın ve güzelliğinin kıymetini bilememenin verdiği vicdan azabı katillerin yarattığı meraktan baskındı okurken.

İstanbul Hatırası bence İstanbul’u bir parçacık da olsa seven,  yıllarını İstanbul’da geçirdiği halde şehri tanımaya fırsat bulamayan ya da bu güzel  şehirden uzakta yaşasa da büyüsünü uzaktan hissedenlerin okuma listesinde üst sıralara eklenmesi gereken bir kitap.

Bir de hayal kurdurdu bana İstanbul Hatırası, İstanbul’da yaşasaydım da bu kitabı okurken anlatılan yerleri kitapla paralel olarak gezip fotoğraflasaydım ne güzel olurdu…

2 Yorum

Kategorisi Ahmet Ümit, İstanbul Hatırası

>Yılbaşında da "En Güzel Hediye Kitaptır"

>Küçükken ailem ısrarla özel günlerde bana ve kardeşime kitap hediye ederdi, arkadaşlarımıza da verilecek “en güzel hediye” kitaptı. Bulabildiğim herşeyi okumaya çalıştığım için benim açımdan sorun yoktu, ama arkadaşlarım gülümseyerek teşekkür ettiklerinde gerçekte ne düşünüyorlardı bilemiyorum =)

Yılbaşı hemen herkesin “yeni bir yıla” değil de “yeni bir hayata” başlıyormuş gibi hissettiği ve heyecanlandığı, ufak tefek de olsa birbirine hediye aldığı bir gün. Hatta hatırlıyorum da öğrenciyken sınıflarda yılbaşı çekilişleri yapılırdı, herkes o gün geldiğinde sürpriz bir hediye alıp sevinir, çekilişte adını çektiği kişiye bir hediye verir ve onu da sevindirirdi. Artık büyüdük ve hem kendimize hem de çevremizealınabilecek en güzel hediye bana göre hala kitap. Özellikle de okuduğumuz ve hayatımızda iz bırakan, yeni okuyucusunun da hayatında bir kıpırtı yaratabilecek bir kitap olursa (aynı reklamlardaki gibi =)) paha biçilemez!

Bugün kitapyurdundan gelen bir e-postayı gördükten sonra, başka bir adresten almayı planladığım kitapları Kitapyurdu sepetime attım. Bu e-postada şöyle diyordu: “Seçilen yayınevlerinden yapacağınız 50 tl’lik alışveriş tüm kargo ücretinizi ödeyecektir”. Zaten ikincisini okuduğum ve diğer sayılarını da gözüme kestirdiğim Dijital Fotoğrafçının El Kitabı (Scott Kelby) da o listedeki yayınevlerinden birinden çıktığı için 50tl’lik kotayı hemencecik doldurdum.

Sepetime atılacak kitapları seçmeyi bitirdiğimde, listeyi buraya da yazarım. Ama, hazır kitaplar indirimli ve kargo da ücretsizken, yılbaşında alınacak en güzel hediye nasıl kitap olmasın ki =))

6 Yorum

Kategorisi Haber, kitapyurdu

>Sevgili John – Nicholas Sparks

>

Sabun köpüğü kitaplardan diyeceğim ama bu kitap içindeki baloncuklar bile sönmüş bir köpük olabilir ancak…

Kitap ArtemisYayınları’ndan çıkmış. İlk sayfalarından son sayfalarına kadar yazım hatalarıyla dolu, cümleler başlıyor ama doğru bitemiyor bir türlü… Zaten yazım hataları insanın gözüne takılıp dururken bir de üzerine anlatımın sıkıcılığı ve konunun klasik bir Yeşilçam filminden farksız oluşu eklenince kitap bence tam bir zaman kaybı izlenimi veriyor. 

Bence kitabın arka kapağını ve ilk 2-3 sayfasını okumanız yeterli. Sonraki yüzlerce sayfada farklı birşey yok, sadece o iki yerde bahsedilen olayların süslenmiş hali anlatılıyor.

Migros’taki %40 indirim sırasında hızla sepetimi doldururken o günlerde oynayan filmini düşünerek almıştım. Filmini henüz seyretmedim, sanırım seyretmeyeceğim de…Eğer herşeye rağmen çoook ilginizi çeken bir yanı varsa size tavsiyem kitap ile saatlerinizi boşa harcamak yerine 1-2 saatlik filmini izleyin.

4 Yorum

Kategorisi nicholas sparks, Sevgili john

>Kitapyurdu’nda Sonbahar İndirimi

>Bitireli neredeyse 1 ay olan Elif Şafak’ın Araf’ını yazmak üzere açmıştım blogu ama bir türlü içimden gelmiyor… Bir indirim haberi verip kaçacağım.

Benim gibi uzak şehirlerde yaşayıp aradığı kitapları bulamayan, bulsa da her kitap alışverişinde bütçesi sarsılanlar için güzel bir kampanya haberi…

Yorum yapın

Kategorisi Haber

>Ateşle Oynayan Kız

>

Steig Larsson’un “Ejderha Dövmeli Kız” olarak çevrilen kitabının devam kitabı “Ateşle Oynayan Kız”. Kitabın ismi yine ingilizce isminden (The Girl Who Played With Fire) aynen çevrilmiş. Lisbeth Salander bu devam kitabında hem gerçekten ateşle oynayıp bir arabayı ateşe veriyor hem de yine minicik boyuna rağmen dev gibi kötü adamlarla karşı karşıya geliyor.

Devam kitaplarına ve filmlerine karşı önyargılı olduğumdan mı bilmiyorum ama ben bu kitabı ilki kadar beğenmedim. Kitap Lisbeth’in geçmişinden taşıdığı sorunu ve sırrı açıklıyor, Mikael’e aşık olduktan sonra yaşadığı değişimleri anlatıyor. Ama bu defa katili ararken en azından kimlerin katil olmadığını net olarak biliyordum. Kitabın sonunda yaşanan olaylarda kimin ölüp kimin hayatta kalacağı da belliydi, sadece nasıl olacağını merakla okudum.

Serinin bir de üçüncü kitabı var o yüzden ilk kitabı okuyanlar mutlaka bu ikinci kitabı da okuyacaktır ama ilkindeki kadar heyecan ve gizem bekleyerek okursanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

10 Yorum

Kategorisi Ateşle Oynayan Kız, Steig Larsson

>Hediye Kitabınızı Siz Seçin!

>

Biz küçükken babam ne zaman arkadaşlarıma hangi hediyeyi alacağımı düşünsem “Kitaptan güzel hediye olmaz” derdi. Gerçi şimdi düşünüyorum da hayatında en son Cin Ali’yi okumuş olan çoğu arkadaşım buna çok bozulmuştur herhalde:))

Kitapkolik sitesi de size sizin seçeceğiniz bir kitabı hediye etmeyi öneriyor. Yapmanız gerekeni okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Düşündüm de, tam babamın kızıyım:)) Hala en sevindiğim hediyeler arasında kitaplar!

4 Yorum

Kategorisi Haber, Roman

>Moskof Cariye Hürrem

>

Moskof Cariye Hürrem aslında pek de okumayı düşüneceğim türden bir kitap değildi. Geçmişte yabancı bir yazar(Ann Chamberlin)  tarafından yazılmış olan Safiye Sultan serisini okuduğumu hatırladım ve Osmanlı tarihinden esinlenerek yazılmış bir de Türk yazarın kitabını okumaya karar verdim. Üstelik kapaktaki güzel renkler daha raftayken dikkatimi çekmişti.

Demet Altınyeleklioğlu’nun okuduğum tek kitabı Moskof Cariye Hürrem, o yüzden tek kitap üzerinden yazar hakkında yorum yapmak ne kadar doğru olur bilmiyorum. Ama bu kitapta, şimdiye kadar güzel ve zeki olmasından çok katil, bencil, kötü, Osmanlı’yı yıkan kadın olarak bahsedilen Hürrem’in hikayesini ta çocukluğundananlatmaya başlıyor ve küçük yaşlarda yaşadığı travmalardan, neyi neden yapmış olabileceğinden, pişmanlıklarından bahsederek onu “yakılması gerek bir cadı” görüntüsünden çıkarıp bir kadın olarak ele alıyor.

Genel olarak bakınca bu kitabı erkeklerin ya da gerçeklere dayalı tarihi kitaplar okumak isteyenlerin hoşlanacağı türden bir kitap değil. Sonuçta anne olan bir kadının gözünden yine 4 çocuk annesi olan ve iktidar ve hatırlanma hırsının yanısıra çocuklarının hayatını korumak için dünyayı ve tüm tarihi yerlebir etmekten kaçınmayan başka bir kadının temel gerçekler üzerine kurulmuş hayali hikayesi. Ben eşime önermeyi düşünmüyorum, hoşlanmayacağından eminim. Ama yukarıda saydığım iki gruptan da değilseniz plajda ya da sonbahar yağmurları başladığında bir fincan kahve eşliğinde keyifle okunabilir. Ben de fotoğraftan anlaşılacağı üzere dağa gittiğimizde çadırımıza kurulup sıcacık çay eşliğinde okumaya başlamıştım:))

Son olarak söylemeden geçemeyeceğim, Hürrem konusu açıldığında herkesin kafasını kurcaladığına emin olduğum soru beni de yakaladı… Ya Mustafa ölmeyip tahta çıksaydı?

3 Yorum

Kategorisi Demet Altınyeleklioğlu, Moskof Cariye Hürrem